Çoklu Emek Yetmezliği

Hani nasıl ki vücutta zincirleme bir çöküş başlıyor ve buna çoklu organ yetmezliği deniyor..
Hani birden fazla hayati organ, işlevlerini yerine getirmez hale geliyor..
Hani kritik bir sağlık krizi olarak sistemler art arda iflas etmeye başlıyor..
Hani kişiye hemen müdahale edilmesi, yoğun bakıma alınması gerekiyor..
Hani bağışıklık sistemi artık cevap vermemeyi tercih ediyor..
Sanki bir bir ışıklar kapatılarak nihayet terk edilen bir bina gibi
Artık beyin enerjiyi sırayla kesmeye başlıyor..
İşte buna benzer bir süreç, insanın hayatında da olabiliyor..
Her şey durağanlıkla başlıyor..
Amaçsız, hedefsiz, güncele takılıp kalıyor,
Öz ihtiyaçları için dahi sorumluluk almak zor geliyor,
Kendisi ile ilgili tanımlamaları değişiyor,
Yük alan değil yük olan birine dönüşmek,
Neredeyse her şeyden şikayet etmek normalleşiyor..
Şikayet detaylanıp derinleşmeye başladıkça
Yaşam sevincini ve ümidini kaybediyor..
Psikoloji çökmeye, korkular ve kaygılar hayatına hakim olmaya başlıyor..
Durağanlık, atalet tuzağına dönüşüyor,
Kapkaranlık bir kuyu ve insan bu kuyuya kendini kendi elleriyle atıyor..
“Ben de isterim yapmak ama yapamıyorum işte” vazgeçişleri
Bir kısır döngüde boğulmaya doğru akıyor..
Vücut da buna göre pozisyon alıyor..
Hareketi olmayana neden enerji versin ki?
Enerji ihtiyacı yoksa neden iştahı olsun ki?
Bir hedefi yoksa neden kuvvetlensin ki?
Üretimi yoksa neden mutluluk hormonları salgılansın ki?
Amaç yok, hedef yok, enerji yok, iştah yok, kuvvet yok, moral yok..
Bu insan nasıl yaşasın ki?..
Hayat emek istiyor ama kişi kendini salıyor..
Çoklu emek yetmezliği ile çöküş başlıyor;
“Canım hiçbir şey yapmak istemiyor”
“Yiyorum ama ağzım zehir gibi, hiçbir şeyin tadını alamıyorum”
“İnsanlar gülüyor ya şaşırıyorum, nasıl mutlular diye”
“Bana dokunmayın, hiçbir şeye halim yok”
Her gün daha da güçten düşüyor
Öz ihtiyaçlarını dahi kendi kendine karşılayamaz hale geliyor..
Artık bu insanın, hayatta yoğun bakıma alınması gerekiyor..
Suni teneffüs gibi, adım adım hareket için moda sokmak,
Geçici otorite olup, harekete geçmesine destek olmak,
Bazen cabbarlık edip zorlamak,
Bazen şefkatle merhametle yaklaşmak gerekiyor.
Duran bir şeye yön verilemez ki..
Hayat, önce hareketi başlatmak için emek verilmesini istiyor..
Kişiyi, çoklu emek vermeye zorluyor..
Kendine, çevresine, yaşam alanına, yakınından uzağına,
Çember çember genişletmeye,
İlmek ilmek, adım adım, sabır sabır işlemeye yöneltiyor..
Yeter ki karar versin insan..
Yeter ki kararı kararlılığa varsın,
Yeter ki emeklerine acımayı bırakıp, daha ne yapabilirim diye uğraşsın..
Yeter ki hareketine süreklilik katsın..
Çünkü hayat şifasını vazgeçmeyenlere sunuyor..
Yorumlar (4)
Durağan su ne kadar kirli ve bulanıksa akarsu ise o kadar temiz ve berrak oluyor. Hayatta hangisi olacağımızı hedefe yönelik hareketlerimizle belirliyoruz demek ki!
Günümüzde maalesef sık karşılaşılan bir durum. Meşgalesi, hedefi, amacı olmadan yaş alan insanlar, öylece bir koltukta kalan hayatlarını tüketebiliyor..
Gerçekten de çoklu emek yetmezliği, çoklu organ yetmezliğine ne kadar benziyor. İnsan hareketini durdurduğu an yaralı bir organın tedavi olmadığında diğer organlara yayılması gibi tüm hayatına yayılmaya başlıyor. Hem ruhsal hem fiziksel olarak yoğun bakıma ihtiyaç duyuyor. Yapmayı sevdiği ya da kolayca yapabildiği şeyleri bile yapmak zor geliyor, istemiyor, vazgeçiyor ve bir kısır döngü başlıyor. Önemli olan buralara getirmemek ama böyle olunca da destek alması, yoğun bakıma girmesi, suni teneffüs gerekiyor. Can suyunu vermek gerekiyor, karar verip harekete geçmesi, azı küçümsemeden bir yerden başlaması, emek vermesi… “ Çünkü hayat şifasını, vazgeçmeyenlere sunuyor…” ☺️
Hareket temizliyor her şeyi. Durunca kirleniyor ve geriliyor. insanın bir amacı olmalı, amacına uyumlu hedefi, hedefine uyumlu hareketleri. O zaman hayata uyumlu oluyorsun. Makro’da mikro dengesinde kalıyorsun
